Doğa tek hücreli canlıların “sonsuz şimdi”yi yaşayan birkaç saniyelik kimyasal hafızasından 4 milyar yıllık süreçteki olağanüstü artışıyla insan beyninde bir ömrün sahip olduğu deneyimleri, düşünceleri, duyguları saklayan “holografik hafıza”da kendini deneyimlerken bulmuştur.Büyük bir ön-beynin getirisi İnsanda “Yüksek farkındalık” potansiyelini oluşturmuş, fakat bunun yanında yüz milyonlarca yıllık evrimsel dönüşümün ürünü olan içgüdüsel dürtüler ile de modern insan olan Homo sapiens’lerin bilinçlerinde özü-hissedişin ilk seviyesi olan Âdemİ ile en büyük cinnî kişiliği olan ŞeytanInın mücadelesini başlatmıştır.Bilinç, evrimsel süreç sonucu evreni, hakikati sorgulayabilecek seviyenin ötesinde, Âdem’liğine ulaştığında Risâlet dönemi (≈ kişinin özünden gelen hakikat yaşamı) de başlamıştır.Ne hayvansal dürtülerimiz, ne de bizleri hakikate taşıyacak olan aklî melekelerimiz Tanrı’nın geçmiş bir zamanda çamurdan yarattığı Âdem’e gökten bir anda düşmemiştir. Canlılığın ve dolayısıyla İnsan’ın kendiliğinden nasıl oluştuğu ile ilgili olarak belirli bir sistem dâhilinde, bilimsel bulguların dairesinde düşünebilmekten yorulduğumuz anda olayı bir takım üstün, ilahi ya da uzaysal güçlerin anlık müdahalelerine (sihirli sopalarına) bağlamak kolaya kaçmak, kolay yolu seçmek olacaktır. Âdemî bilincin, düşünsel dünyasında geçirdiği mutasyonlarla açığa çıktığı insan beyni-bedeni de diğer canlı türleri gibi yüz milyonlarca yıllık evrim ile son hâlini almıştır (İnsan bedeni ayrıcalıklı değildir). Biyolojik evrimden sonra İnsan türü ile beraber “kültürel ve zihinsel-ruhsal evrim de” yeryüzü sahnesinde rol almıştır.Geçmişte, ancak bir tanrı/olağanüstü bir güç tarafından meydana getirilebileceği düşünülen birçok olguya bugün bilimin pozitivist diyebileceğimiz bakış açısı çerçevesinde açıklayıc